top of page

Sessiz İstifa: Gerçeği Konuşma Zamanı

Bana son bir kaç gündür #Sessizİstifa konusunda neden yazmadığımı soranlar oldu. Her seferinde aynı cevabı verdim: “Sessiz İstifa yeni bir şey değil” Hatta iş hayatı olduğundan bu yana var olan insani bir hakikat. Hatta idda ediyorum: Beyaz Yakalı çalışanların %50’den fazlası uzun zamandır Sessiz İstifa etmiş durumda.


TikTok akımı diye, yepyeni bir şeymiş gibi kaşımıza çıkarılması, farkındalık yaratmak adına iyi ancak bir amaca hizmet ettiği tartışılır.


Sorunlara şatafatlı marka isimleri koymayı bırakıp, çözümler üreteceğimiz ve bu konuda gerçekleri konuşup aksiyon alacağımız bir döneme geçmenin zamanı çoktan gelmedi mi?


- Çözüm üreteceğimiz zaman gerçekleri konuşma hususunda ne kadar samimiyiz? Yoksa ‘ne şiş yansın, ne kebap’ gibi politik doğruculuk, hesap-kitapçılık içinde miyiz?


- Çalışanların amaçlarına, hayallerine alan açma konusunda şirkette devrim yaratacak çalışma biçimlerine ve çevikliğine ne kadar yakınız?


- İnsanların ruh-zihin-beden sağlığına değer verme konusunda ne kadar gerçekçi şirket kültürüne ve gündemlerine sahibiz?


- Adamcılığı, kayırmacılığı bırakmakta ne kadar cesaretliyiz?


- Toplantılarla, epostalarla, Türk Slide’lı Kuvvetlerine çevirdiğimiz çalışanlarımızı tüketirken, üretken olmalarını, fikir üretmelerini ve yetki ve etki sahibi olmalarını ne kadar teşvik ediyoruz?


- Görünen, çalışanını dinleyen, onunla iki yönlü sohbet eden, havayı koklayan, kolları sıvayıp birlikte çalışan CEO’lar ve üst yönetimde yer alan liderler için bu sürdürülebilirliği gündemlerinde ne kadar sağlayabiliyoruz?


- Kariyer denen yolculuğu çalışanlarımız adına, onlar kadar önemsiyor; bu konuda onların dimağlarını açacak kadar nitelikli sohbetler ediyor muyuz? Yoksa nasihat / direktif / belirli bir reçete verip, sonrasında takip etmemek ve sözlerimizi tutmamak üzere alkışlarla yerlerine mi uğurluyoruz?


- Hep iğneyi yöneticilere batırmak olmaz! Aslında çuvaldızı batıracağımız büyük bir nüfus var: Çalışanlar ne kadar kendilerinin, ne istediklerinin, amaçlarının, değerlerinin, yeteneklerinin, hedeflerinin farkında? Ve kendine ne kadar sahip çıkıyıor?


Şapkayı önümüze koymanın; içinde tavşan değil, saatli bir bomba olduğunu fark etmenin zamanı çoktan gelmiş ve geçiyordu bile. Eğri oturup, doğruları mı konuşuruz? Konuşmakla kalkmayıp aksiyon almaya mı başlarız? Orası liderlerin ve çalışanların; herkesin kendi vicdanıyla olan meselesi.


Çünkü bu durum hem insanlarımızın bilinci ve sağlığı, hem şirketlerin sürdürülebilirliği, hem de ülke ekonomimiz için bir memleket meselesi.



Comments


bottom of page